1 Mayıs 2008

Oduncu ile Yılan

Zamanın birinde bir oduncu, ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana
raslamis. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an
göz göze gelmiş. Yaradana olan aşkı -yılan bile olsa- yaratılana yansımış ve yılanı vurmaya kıyamamış. Yılan da duygulanmış, dile gelmiş.Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, ben de sana bir iyilik edeceğim demiş.Bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Devam et »

8 Nisan 2008

ALIŞKANLIK

Git Gide alışıyorum Sana…..
Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz…
Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin…
Yanımda olduğun zamanlar;
sigara dumanı gibi ciğerlerime doluyor,
alkol gibi damarlarıma yayılıyorsun…
Durmadan başım dönüyor verdiğin hazdan…
Alışkanlıklar daima korkutur beni…
Düşün ki ben yaşamaya bile alışkın değilim…
Kendimi kendime alıştıramadım yıllardır…
Fakat şimdi sana alışıyorum…
Alıştıkça özlemim artıyor, daha yoğunlaşıyor.
Yalnız içimde garip bir korku var.
Sana alışmaktan değil seni kendime alıştırmaktan korkuyorum…
Bir gün sana şimdi verdiklerimden daha güzelini
daha değerlisini verememekten korkuyorum…
Bir gün ansızın ölmekten ve seni, bana olan alışkanlığınla
yapayalnız bırakmaktan korkuyorum…

Oysaki her zaman ve günün her saatinde
yanında olmalıyım senin… Bana alışmış olmaktan
pişmanlık duyacağın bir dakikan bile olmamalı…
Bütün zamanlarını zamanlarımla karıştırıp
emsalsiz bir zaman bileşiminde yaşatmalıyım seni…
Uykularda bile aynı rüyayı görmeliyiz.
Her şeyin ve her zevkin yarısı senin olmalı, yarısı benim…
“Bana alış” demeyeceğim… Nasıl olsa alışacaksın bir gün…
Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan gözlerin,
o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla,
sevginle yepyeni bir “ben” yaratacaksın benden! Devam et »

8 Nisan 2008

Nerden Bilecektin Ki

Biliyor musun?
Seni hep boşuna suçlamışım..

Sen nerden bilecektin ki
Gidiyorum derken senden gitme demeni beklediğimi
Ya yeterince anlatamadım sana olan sevgimi
Yada olduğumdan daha farklı tanıyordun beni Devam et »

8 Nisan 2008

GÖZLERİN KAL DİYOR

Buna nasıl ayrılık bu nasıl veda
Gözlerin kal diyor dudakların git
Bakışın anahtar gözlerin kilit
Ellerin aç diyor dudakların git

Ayrılık dönüşü olmayan nehir
Yalnızlık yıkılmış bomboş bir şehir
Kaç sevda kül oldu böyle kimbilir
Gözyaşın kal diyor dudakların git.

Gidersem bir daha dönmeyeceğim
Kalırsam kalbime yenileceğim
Çözemedim seni delireceğim
Gözlerin kal diyor dudakların git

Duvardan insin mi resimlerimiz
Yabancı olsun mu isimlerimiz
Ya o deli dolu gecelerimiz
Anılar kal diyor dudakların git

Bu romanda biter belki birazdan
Ne aşklar yıkıldı gururdan nazdan
Ağlıyor besteler yine hicazdan
Şarkılar kal diyor dudakların git

3 Nisan 2008

Kalp

Zengin genç kız kalp hastasıdır. Ailesi kızı kurtarmak için
seferber olmuştur. Tek yol kalp nakli ama nerden bulunacak?
Gazetelere ilan verilir ama hiçbir yanıt gelmemiştir. Genç kız
hastane odasında günden güne solmaktadır. Ailesi istemediği için
ayrılmak zorunda kaldığı yoksul sevgilisini düşünmektedir.
Delikanlı “Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim
var” demiştir zamanında. Genç kızında istediği budur ama lanet
olası para ayırmıştırdır onları… Devam et »

20 Mart 2008

BİR YOKSULA RASTLADIM!

Hüzün bulutları şehre hâkim olmuş, dert deryasında boğuşan insanların her birinin sırtına boşalttığı yağmur damlacıklarıyla kendine bağlıyordu. Gayesi neydi? Hayatı basit ve sadece mutluluk üzerine kabul edenlere başka bir gerçeği daha hatırlatmak mı? Yoksa üzüntüyü tadarak sevincin değerini anlamamızı sağlamak mı? Bilinmez ama sahip olduğu gücün bilincindeydi. Buna mukabil bu hüznün kollarına esir olmamak için karanlık sokaklardan firar eden onlarca zatı muhterem.

Ve bunlardan bir tanesi belki de en güzeli. Beyaz tenine mana katan fiziği ve emsalsiz cemaline desen olmuş dudakları ve yeşil gözleriyle kusursuz bir letafet. Dokunanın elini yakan, gözlerine bakanı kendine mahkûm kılan bir Afet. Lakin aldığı ahların neticesinde kendi yüreği de cayır cayır yanıyordu, bir yağız delikanlı yüzünden. Afet, yanağından süzülen gözyaşı damlasına engel olamıyor, önündeki kâğıda “Aşkın kar zarar defteri yok, alacağın varsa yüreğine yazacaksın.” cümlesini güçlükle yazıyordu. Evindeki efkârın ve acımasız yalnızlığın, sokaklara dehşet salan umutsuzluk simgesi hüzün bulutlarından daha korkunç olduğuna kanaat getirerek kendisini dışarıya salıverdi. Devam et »

20 Mart 2008

Her Sonbaharda Ölmek

Sonbahar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Kızılay meydanına bir heyula gibi çöken beton yığıntısı binalar, mevsimin kasvetini artırmaktan başka bir işlev görmüyordu. Kızılay’dan Sakarya’ya uzanan caddenin çevresindeki ağaçlar, son demlerini yaşayan benzi solmuş, parmakla sayılı yapraklarının, olası bir esintiyle savrulup düşeceğinin endişesini taşıyordu. İnsanlar olağan koşuşturmaları içerisinde bunun ayrımında değiller yada öyle görünüyorlardı.
Koşuşturma içindeki insanların arasında kırk, kırk beş yaşlarında, kırçıl saçlı, pos bıyıklı uzun boylu birisi çevresini özlem dolu bakışlarla izleyerek alçak iskemleli çay ocağına doğru yürüyordu. Sonbaharın ağaçlarda yarattığı karamsarlığın tek ayırtında olan oydu sanki. Çevresini derinlemesine inceler görüntüsüyle uzun zamandır Ankara’dan uzak olduğu bir bakışta anlaşılabiliyordu. İç ürperten tipik bir orta Anadolu sonbaharı yaşanıyor olmasına karşın, caddede ondan başka elinde pardösü taşıyan kimse yoktu. Devam et »

20 Mart 2008

Gözlerin

Gözlerin bir girdap gibi çekerler beni içlerine
En derin noktalara sürüklenir boğulurum
Gözlerin yeşil dünya, dünya ki bir ömre bedel.
İçinde yer yok, zerre kadar kin ve nefrete
Bütün duygular yoğrulmuş aşk ve sevgiyle

Ne hüzünler ne neşeler saklıdır içinde bilmezler.
Gözlerin sihirli bir kutu, kimse çözemezdi sırrını
Bana nasip oldu, çözdüm bu büyülü bilmeceyi
Gözlerin kimseye nasip olmamış aşkı anlatıyor,
Sevmek sevilmek hayattaki en güzel şey diyor.

Elimde olmadan kapılıyorum bu duygu seline
Bu sel ki, uzaklara en ırak diyarlara götürüyor beni
Oralarda güneşten kopan bir parça, yakıyor yüreğimi
Bulutlar kayıp duygular ise kırık dökük virane
Gözlerin yeşil dünya, dünya ki bir ömre bedel.

Bu çıldırtırcasına olan sevdama sebep gözlerin
Nazarımda; berrak bir su damlası ferah bir serinlik
Yüreği tutuşturan kıvılcım, akla ziyan hastalık
Güneş gözlerinden doğar kalbimdeki gözlere batar
Yalvarıyorum sana, o duru gözlerinle bakma öyle

Bir hançer gibi saklandı kaldı, aklımda bakışların
Koparamam seni ve gözlerini, gecemden gündüzümden
Karanlık gecelerden, acı veren umutsuz duygulardan.
Kötü kabuslardan yine gözlerini düşünüp silkinirim
Dağılır etrafa geceler, karalar, kabuslar
Gözlerin yeşil dünya.

yazar:azizkrsd@hotmail.com

20 Mart 2008

SEVDAMA SEBEP GÖZLERİN

Saçlarının bir teline dokunamıyorum
Masum ak yüzüne bakmaya doyamıyorum
Derdimi söylemeye cesaret edemiyorum
Gözlerinin derinliğinde boğuluyorum
Ellerimden tutup çekmen için kıvranıyorum Devam et »

20 Mart 2008

Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir!

“Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak Devam et »