You are currently browsing the Duyguların Birleştiği Yer weblog archives for the day Perşembe, Mart 20th, 2008.

20 Mart 2008

BİR YOKSULA RASTLADIM!

Hüzün bulutları şehre hâkim olmuş, dert deryasında boğuşan insanların her birinin sırtına boşalttığı yağmur damlacıklarıyla kendine bağlıyordu. Gayesi neydi? Hayatı basit ve sadece mutluluk üzerine kabul edenlere başka bir gerçeği daha hatırlatmak mı? Yoksa üzüntüyü tadarak sevincin değerini anlamamızı sağlamak mı? Bilinmez ama sahip olduğu gücün bilincindeydi. Buna mukabil bu hüznün kollarına esir olmamak için karanlık sokaklardan firar eden onlarca zatı muhterem.

Ve bunlardan bir tanesi belki de en güzeli. Beyaz tenine mana katan fiziği ve emsalsiz cemaline desen olmuş dudakları ve yeşil gözleriyle kusursuz bir letafet. Dokunanın elini yakan, gözlerine bakanı kendine mahkûm kılan bir Afet. Lakin aldığı ahların neticesinde kendi yüreği de cayır cayır yanıyordu, bir yağız delikanlı yüzünden. Afet, yanağından süzülen gözyaşı damlasına engel olamıyor, önündeki kâğıda “Aşkın kar zarar defteri yok, alacağın varsa yüreğine yazacaksın.” cümlesini güçlükle yazıyordu. Evindeki efkârın ve acımasız yalnızlığın, sokaklara dehşet salan umutsuzluk simgesi hüzün bulutlarından daha korkunç olduğuna kanaat getirerek kendisini dışarıya salıverdi. (more…)

20 Mart 2008

Her Sonbaharda Ölmek

Sonbahar kendini iyiden iyiye hissettirmeye başlamıştı. Kızılay meydanına bir heyula gibi çöken beton yığıntısı binalar, mevsimin kasvetini artırmaktan başka bir işlev görmüyordu. Kızılay’dan Sakarya’ya uzanan caddenin çevresindeki ağaçlar, son demlerini yaşayan benzi solmuş, parmakla sayılı yapraklarının, olası bir esintiyle savrulup düşeceğinin endişesini taşıyordu. İnsanlar olağan koşuşturmaları içerisinde bunun ayrımında değiller yada öyle görünüyorlardı.
Koşuşturma içindeki insanların arasında kırk, kırk beş yaşlarında, kırçıl saçlı, pos bıyıklı uzun boylu birisi çevresini özlem dolu bakışlarla izleyerek alçak iskemleli çay ocağına doğru yürüyordu. Sonbaharın ağaçlarda yarattığı karamsarlığın tek ayırtında olan oydu sanki. Çevresini derinlemesine inceler görüntüsüyle uzun zamandır Ankara’dan uzak olduğu bir bakışta anlaşılabiliyordu. İç ürperten tipik bir orta Anadolu sonbaharı yaşanıyor olmasına karşın, caddede ondan başka elinde pardösü taşıyan kimse yoktu. (more…)

20 Mart 2008

Gözlerin

Gözlerin bir girdap gibi çekerler beni içlerine
En derin noktalara sürüklenir boğulurum
Gözlerin yeşil dünya, dünya ki bir ömre bedel.
İçinde yer yok, zerre kadar kin ve nefrete
Bütün duygular yoğrulmuş aşk ve sevgiyle

Ne hüzünler ne neşeler saklıdır içinde bilmezler.
Gözlerin sihirli bir kutu, kimse çözemezdi sırrını
Bana nasip oldu, çözdüm bu büyülü bilmeceyi
Gözlerin kimseye nasip olmamış aşkı anlatıyor,
Sevmek sevilmek hayattaki en güzel şey diyor.

Elimde olmadan kapılıyorum bu duygu seline
Bu sel ki, uzaklara en ırak diyarlara götürüyor beni
Oralarda güneşten kopan bir parça, yakıyor yüreğimi
Bulutlar kayıp duygular ise kırık dökük virane
Gözlerin yeşil dünya, dünya ki bir ömre bedel.

Bu çıldırtırcasına olan sevdama sebep gözlerin
Nazarımda; berrak bir su damlası ferah bir serinlik
Yüreği tutuşturan kıvılcım, akla ziyan hastalık
Güneş gözlerinden doğar kalbimdeki gözlere batar
Yalvarıyorum sana, o duru gözlerinle bakma öyle

Bir hançer gibi saklandı kaldı, aklımda bakışların
Koparamam seni ve gözlerini, gecemden gündüzümden
Karanlık gecelerden, acı veren umutsuz duygulardan.
Kötü kabuslardan yine gözlerini düşünüp silkinirim
Dağılır etrafa geceler, karalar, kabuslar
Gözlerin yeşil dünya.

yazar:azizkrsd@hotmail.com

20 Mart 2008

SEVDAMA SEBEP GÖZLERİN

Saçlarının bir teline dokunamıyorum
Masum ak yüzüne bakmaya doyamıyorum
Derdimi söylemeye cesaret edemiyorum
Gözlerinin derinliğinde boğuluyorum
Ellerimden tutup çekmen için kıvranıyorum (more…)

20 Mart 2008

Gerçek güzellik fiziksel görünüşe bağlı değildir!

“Bebeğimi görebilir miyim” dedi yeni anne. Kucağına yumuşak bir bohça verildi ve mutlu anne, bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıktan adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu… Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı.

Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu. Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak (more…)