SEVDAMA SEBEP GÖZLERİN

Saçlarının bir teline dokunamıyorum
Masum ak yüzüne bakmaya doyamıyorum
Derdimi söylemeye cesaret edemiyorum
Gözlerinin derinliğinde boğuluyorum
Ellerimden tutup çekmen için kıvranıyorum

Hani bir sebep ararsın bari gönlümü teselli edebileyim diye. Çölde su arayan derviş gibi yüreğimi soğutacak bir umut aradım, nafile meğerse şu üç günlük dibi delik dünyada yalan insanlarla karşılaşmışım ben yine. Hatırlar mısın bilmem; bir gün çay bahçesinde otururken gözlerini seyretmek yerine havada uçuşan martıları izleyip denizin bir haberciymiş gibi getirdiği dalgalara bakıyordum ve dudaklarımdan bir şarkının sözleri mırıldanıyordu. “Dargınım yalan sözlere, dargınım sahte yüzlere, dargınım böyle kadere dargınım dargın.” Evet, adeta geleceği hissetmişim. Şu son namende kendinden ağır hançer gibi sözlerini nerden tutsam, nereye çeksem hepsi elimde kaldı ve sızısı beni benden etti.

Ve şimdi; bir kıvılcımla yanıp su damlasıyla köz olan ateş misali parlayıp sönen ben, o kadar doluyum ki; dokunsan ağlayacak gibi gün boyu ruhumu kaplayan hüzün bulutlarıyla dolaştım durdum. İçim içimi yedi. Hayatlarımızda birbirimizi koyacak yer bulamadık. Bu sebeple kanayan yaramın kabuk tutmasını beklemekten ve sızlayan yüreğimi söküp atmaktan başka çarem mi kaldı. Hele bana hayat dersi verdiğini zanneden lakin farkında olmadan sadece kendi kendini kandırabilen zavallı birinin hakkımda karşısında aciz kaldığımı düşündükten sonra.

Zaman her şeyin ilacı derman bulunmayacak dert yoktur bu âlemde, elbet iki gün ağlarsın üçüncü gün yapma gülücüklerle hayatın bir ucundan tutarsın. Lakin hakikati de gizlememek lüzum eder. Büyük bir hikâye yazdık sadece ikimizin okuduğu. Öyle bir destan ki; bir türlü nihayete varmıyordu. Boşa koydum dolmadı, doluya koydum olmadı. Hiç dinmeyecek sandığımız fırtınanın sonu göründü ama her şeye rağmen bedenimde yer eden bir iz var asla silinmeyecek. Keşke son sözlerini bana göndermeseydin, o zaman karşıma çıkan diğer insanlardan farkın olurdu. İnsanlar hak ettiği değeri kendileri biçerlermiş. Aynen öyle oldu yaşadığım bir saniyenin bile pişmanlığını duymadım ve duymayacağım. Her anım dimağımda başka bir lezzet bıraktı. Ama sen, sonunda herkesle aynı kefeye girmeyi cismine yakıştırdın.

Ruhumun her zerresini kapladığın halde yokluğun ile yaşamaya alışacağım. Mutlu olmayı hak ediyorsun ve olman için canı gönülden dua edeceğim. Kararmış gönüllerin ilacı ibadetle erişecekleri rabbin huzuru değil mi? Belki de bu dünyadaki evimi yapmak yerine öteki âleme çalışmaya orada bir yer edinmeye vakit kaybetmeden başlamalıyım.

Tek dileğim var, hiçbir şey senin neşeli olmandan kıymetli değil. İnşallah cemalin hep tebessümle yansıyacak ve gözlerin hep ışıltı ile parlayacak.

Kalbimin tamamını dolduran, hayatımdaki yarım kalmış maceram, gelecekte yer kaplamayan nadide bir gül ve dert deryasında boğduran yasak aşkım. Çok güzelsin demeyeceğim çünkü onu biliyorsun, zaten güzelliğini anlatmaya çalışsam ona kelimelerin gücü yetmez. Tıpkı; şairin söylediği gibi “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu, Bu derde düşmeden önce.”

Dünyanın nadir güzellikleriyle karşılaştım.
Her tekinde ayrı bir gizem ayrı bir anlam vardı.
Her kula nasip olamayacağını idrak ettim.
Yine de hiçbiri gönlümdeki emsalsiz olamıyordu.
Hayatın bana sunduğu en değerli hazinesin.

Dünyadaki emsalsiz ağaçların hangisinden bir tane meyve koparıp tadına baktıysam da hiçbiri senin dalındaki görüntüne bile erişemedi. Paha biçilmez, duru, temiz ve duygusal bir melekle tanıştığım için Allahın şanslı kulu olsam gerek. Rabbim bu âleme verdiği en nadide çiçekten koklamama imkânı sundu, ne mutlu bana derken bir de görüyorum ki, ellerinde taramalılar bekliyor diyerek bana korku salmaya çalışıyor. Yazık ufak hesaplar peşinde koşuyorsun, neşe kaynağım. Oysaki beni tanısaydın eli silahlı adamlardan dirhem korkmayacağımı bilirdin. Tehlike bizim ensemizde bir zırh. Gülümsüyorum tıpkı gözlerinin derinliğinde boğulduğum andaki gibi.

Her sabah seni nasıl bir nebze daha mutlu edebilirim, acaba ufacık bir sürprizle bile şaşırtabilir miyim diyorum ama kalbim cız edince aklım başıma geliyor. “Ne yapıyorsun sonu belli olan bir hikâyede neden yanıp kavruluyorsun. Yaptıkların hem kendine hem de karşındakine daha fazla acı vermekten başka bir şeye yaramaz. Doktor bulamaz derdine merhem” diyor. Ya işte böyle, özlemin içimi yakan bir ateş, yüreğim sızlamaya mecbur bir mahkûm.

Yine ne saçmalıyorum ya, hasret şimdiden çöktü içime bilirim ki Elinden ecel şerbetini bile gözümü kırpmadan içerim. Hâlbuki sen, sessizce alay edip kahkahalar atıyormuşsun. Zafer senin, kazandın ama neyi onu bilmiyorum. Ağır konuşmak isterdim lakin kendimi o seviyede görmüyorum. Karşımdaki düştü diye bende alçalamam ya, paçalarımızdan tutup bataklığa çekmek isteyen o kadar çok kişi oldu ki.

Bir anımı da yâd etmeden geçemeyeceğim. Doğum günü için nasıl bir hediye almalıyım ne gibi sürprizlerle karşısına çıkabilirim, neler yapabilirim. Ömrü boyunca unutamayacağı bir günü paylaşabilir miyim? Diye düşündüm durdum ama elimi hangi dala uzatsam kırıldı, aklıma hangi fikirler gelse o düşüncelerde boğuldum. Kaderime sitem etmek istiyorum ama hakkım yok, kendim bilerek acı çekmeyi istedim. Kısacası bir yabancı gibi izlemekle yetindim.

Seyahate çıktığım duygu yüklü gemimden denize atıp hüngür hüngür ağlatmadın ya sağ olasın. Bir ara gözlerinden süzülen tek bir damla gözyaşını bile içim kanaya kanaya seyrettim. O an benden kalbimi ömür boyu gizlemek için aldın yâda sokak köpeklerine yem etmek için mi demeliydim bilemiyorum. Lakin emanetim var sende bilesin, muhakkak bir gün gelip onu senden alacağım. Çünkü onun hakiki sahibi sen olamazsın. Ezilirsin ağırlığının altında, taşımak için mertlik ve dürüstlük gerekir.

Dur gitme diyemezdim diyemedim. İçim içim haykırsam da bilirim ki üstümüze ayrılık yakışır ve giydiğimiz bu ateşten gömleği bu şekilde taşıyabilmekte, dosta düşmana karşı dimdik yürüyebilmekte benim sevdamın büyüklüğüne işaret. Son olarak dönüp arkama bakmam demiştim, bu andan itibaren yaşamıyorsun. Yaram varsa bi bıçakta ben batırırım evelallah. Yeryüzünde nefes alan ölüler kervanına benim nazarımda bir tane daha eklendi bilesin. Ha şunu belirtmeden geçemem, cemaline tebessüm yakışıyor gönül yaram.

Gönlümde bir yara var, bin sızıyla kanayan…
Gözlerimde bir ümid, her dem seni arayan…
Sözlerim demez sana, “sen de benim gibi yan! ”
Sen gül neşe kaynağım benim, ben olayım ağlayan! ..
Kal her zaman, tanıdığım gibi hayata ışıltılı gözlerle bakan.

yazar:azizkrsd@hotmail.com